Aristoteles ve Etik

Yeni bir seriye geçiş yapıyorum. Okuduğum kitapların içeriğini unutmamak adına üzerine düşündüğün kısımları alıntılayıp çeşitli notlar alıyordum. Bunu neden burada yapmıyorum diye düşündüm. Belki birinin buraya yolu düşer ve benim altını çizdiğim cümleler ona yeni bir düşünce yolu açar.. Bir uyarı ile önsözü kapatalım.. Yaptığım alıntılar bazen kitabın temel düşüncesini ve filozofların ne anlatmak istediğini açıklayacak türde olacağından spoiler içerebilir!! “Aristoteles ve Etik” başlığı altında okuduğum kitaplar “Nikomakhos’a Etik” ve “Eudemos’a Etik” Alıntı yaptığımda hangi kitap olduğunu belirtmek adına parantez içinde (Nik.) ve (Eud.) kullanacağım.. Süregelen bir tartışmayı açarak başlayalım. Etik ve ahlak aynı şey midir? Yaşanılan durumun değerlendirilmesi ‘Ahlak’ ve yaşanılan durumun üzerine düşünüldüğünde ‘Etik’ demekteyiz.

Aristoteles etik konusunda geleneksel bir temellendirme yapmaktadır. Bununla kast edilen şu: O dönemde Aristoteles’in kullandığı erdemler zaten vardır, o yalnızca bunları teorik bir yerden ele almaktadır. Bunu yaparken de teolojik temellendirme kaygısı yoktur. Yeri geldiğinde Tanrı, Teos (hareket etmeyen hareket ettirici) kavramını kullanır, ancak bu kavrama kutsallık atfetmez. Aristoteles yaşanılan üzerinden bir temellendirme yapmak, yani var olan ahlaki ilkenin içinde erdemi temellendirmek istemektedir. Ahlak konusunda bilgiyle ve insanla alakalı gibi bir sınıflandırma yapmak amacı taşımaktadır.

Aristoteles’te Etik kitaplarını okurken cevabını aradığımız sorular şunlardır: Aristoteles için etik nedir? İyi yaşama nedir? Mutluluk nedir? En iyi nedir ve kaç anlama gelir? Orta olma nedir? Tercih nedir?

  • “İyi; her şeyin arzuladığı bir şey.”(Nik.)
  • ” Her şeyin en güzeli ve en iyisi olan mutluluk en hoş şeydir.” (Eud.)

Aristoteles mutlu yaşamı üç şeye bağlı olarak farklı şekillerde ele almaktadır: Aklı başındalık, karakter erdemi ve haz. Kimilerini göre en büyük iyi haz iken, kimlerine göre karakter erdemi, ya da ikili gruplar halindedir. “Mutlu bir yaşam sürmek için öngörülen üç yaşam biçimi var (en yüksek iyiye kaynak gösterilen yaşama biçimleri): yani etik erdeme, aklı başındalığa, hazza bağlı yaşam biçimleri. Dolayısıyla yaşamlarını kendileri seçme olanağı taşıyan insanların hepsinin seçtiği üç tür yaşam var, bunu görüyoruz: siyaset yaşamı, felsefeci yaşamı[teoria], haz yaşamı. Bunların içinde felsefeci aklı başındalığa, yani hakikate yönelik araştırmayı hedef tutar; siyasetçi güzel eylemleri (yani erdeme dayalı eylemleri); haz düşkünü ise bedensel hazları.”(Eud.)

Bundan sonra gelen Aristoteles’in bir cümlesi beni çok etkilemişti. Çünkü bir an Schopenhauer okuyorum diye düşündüm. Başlangıçta hastalık gibi olumsuz yanları sayar ve şöyle der: “Öyle ki, biri bize seçim hakkı verse, sırf bunlar yüzünden doğmamış olmak daha baştan seçilecek bir şey olurdu.”(Eud.) Schopenhauer’da şöyle der: “İnsan için hiç doğmamış olmak, güneşin kavurucu ışığını hiç görmemiş olmak en iyisi olurdu.” Madem dünya acı ve ıstırap dolu hiç doğmasak daha mı iyi olurdu acaba? Ancak görülen o ki, doğduk ve elimizdeki bu dünya ile ne yapacağımıza bakmalı..

Aristoteles’in erdemi ele alma kaygısı teorik bir temellendirme demiştik. Doğrudan şöyle der: “Erdemin nelere bağlı olduğunu öğrenmek en önemli şey.” O halde bakalım nelere bağlıymış..

Bundan sonra “en iyi nedir?” araştırmasına girişmekte ve bizi uzun bir alıntılar zinciri beklemekte.

  • “İyinin kendisi, insanın yapıp-edeceklerinin amacı olsa gerek… Bu amaç bütün sanatların en başında olanınkidir. Yani siyaset, ev yönetimi ve aklı başındalık.”(Eud.)
  • “Amaç, en iyi, en uçtaki şeydir, başka her nesnenin onun için olduğu şeydir.”(Eud.)
  • “Ruhun işi yaşamayı sağlamaktır… erdemli yaşama.”(Eud.)
  • “Mutluluk en iyi şeydir; amaçlar ile en yüksek iyiler ruhtadır; bu da ya bir huydur ya da bir etkinliktir.”(Eud.)
  • “Mutluluk, tam erdeme uygun tam bir yaşama etkinliğidir.”(Eud.)
  • “İyi her eylem ve tercihte amaçtır, çünkü öteki şeyleri onun için yapar. O halde bütün yapılanların bir amacı varsa yapılan iyi olur. Oysa en iyi kendinde amaç olan bir şey.  Kendisi içi aranan, başka bir şey için aranandan; bir başka şey için tercih edilmeyen de, hem kendileri için hem de onun için tercih edilenlerden daha amaçtır diyoruz; hiçbir zaman bir başka şey için tercih edilmeyip hep kendisi için tercih edilene ise sadece kendisi amaçtır diyoruz. En çok mutluluğun böyle bir şey olduğu düşünülür, çünkü onu hiçbir zaman başka bir şey için değil, hep kendisi için tercih ediyoruz.”(Nik.)
  • “Yapılanların amacı olarak mutluluk, kendisi amaç ve kendine yeter bir şey.”(Nik.)
  • “İnsansal iyi ruhun erdeme uygun etkinliğidir.”(Nik.)

Kısaca çıkan sonuç şudur: İyi her eylemin ve tercihin amacıdır. En üstte ulaşmak istenen amacımız ise mutluluktur. Çünkü mutluluk kendinde amaç, kendinde iyi olandır. “Mutluluk ruhun erdeme uygun bir tür etkinliğidir.”(Nik.)

Aristoteles için iki tür erdem vardır: Düşünce erdemleri ve karakter erdemleri. Karakter erdemleri akıldan pay almazlar. Doğa vergisi olarak bulunmaz; yapa yapa, alışkanlık ile edinilirler. Düşünce erdemleri ise akılla birlikte gider. Eğitimle oluşur, deneyim ve zaman gerektirir.

Aristoteles’e göre erdemli olmak ya da erdemsiz olmak haz ve acıların peşinde koşmakla ya da onlardan kaçmakla ilgilidir. Hazlarla ve acılarla ilgili olan bu erdem türü karakter erdemleridir. “Karakter erdemleri her bir kişide bir orta olmalıdır, haz ve acılarda, hoş ve acı verici şeylerde ortalarla ilgilidir.”(Eud.)

“Hem erdem hem de kötülük isteyerek yapılan şeylerle ilgili.”

(eud.)

Bu düşüncesi Sokrates’in ‘insan bilerek kötülük yapmaz, bilgisizliği sonucu kötülük yapar’ düşüncesine zıt bir ifadedir. Çünkü Aristoteles’e göre bir iştaha, tercihe ya da çıkarıma göre eylenir. Burada iştah üçe ayrılır: İsteme, arzu ve tutku.

  • “Arzuya aykırı, uslamlamaya uygun davranıldığında kendine egemen kişi olunur.”(Eud.)
  • “Nitekim hem akıl doğal yöneticidir, çünkü olağan oluşum süreci içinde içimizdedir, hem de arzu, çünkü doğuştan itibaren bizle birliktedir ve içimizdedir.”(Eud.) Buna örnek olarak saçların aklaşmasının ve yaşlılığın hep içimizde olduğunu vermektedir.
  • “İsteyerek olan, çıkarıma, düşünceye bağlı olarak yapılan eylemle tanımlanır… Bilmeden ve bilgisizlik yüzünden yapılanlar ise istemeyerek.”(Eud.)
  • Tercih nedir? Tercih bir iştah değildir, çünkü
    • 1. Tutku ve arzu hayvanlarda da var, ama tercih yok.
    • 2. Tutku ve arzudan bağımsız tercihler var.
    • 3. Arzu ve tutku acıyla beraberken, acıdan bağımsız tercihler var.
  • Tercih bir isteme değildir, çünkü olanaksız olduğunu bildiğimiz şeyleri de isteriz, ama tercih etmeyiz. İstemek ve sanı amaca ilişkinken, tercih öyle değildir. “Tercih edilen şey, kişinin kendisine bağlı olan şeylerden biridir.”(Eud.)
  • “Tercih bir seçimdir, ama her seçim tercih değildir.”(Eud.)
  • “Tercih düşünülüp taşınılacak bir sanıdan kaynaklanır.. Düşünme taşınma aracılığıyla iştah duyuluyor.”(Eud.)
  •  “Eylemin ilkesi tercihtir, tercihin ilkesi ise iştahtır ve bir şey için olan akıl yürütmedir. (Nik.)
  • “Tercih, basitçe ne bir sanı ne de bir isteme, ama düşünüp taşınmayla birleştiğinde hem bir sanı hem de bir arzu, iştah.”(Eud.)

Düşünülen hep iyi bir şeydir. Düşünen de hep bir amaç için düşünür ve yararlı olana doğru bir amacı vardır. Bundan sonra bir soru daha doğuyor: Erdem hedefi mi belirler, yoksa hedefle ilgili araçları mı? Erdem hedefi belirler, çünkü o bir ilkedir, başlangıçtır. Bir kişiyi tercihine göre değerlendiririz. Ne yaptığına bakarak değil, ne amaçla yaptığına bakarak yargılarımızı ortaya koyarız.

Aristoteles ontos logos (orta akıl) kurmaktadır. İki aşırı uç arasında orta olan erdemli olan olacaktır. “Karakter erdemi de kimi ortalarla ilgilidir ve belli bir orta olma’dır, bu zorunlu. Öyleyse erdem nasıl bir orta olmadır ve hangi ortalarla ilgilidir, bunu ele almak gerekiyor.”(Eud.) Bu kısımda aşırılık, eksiklik ve orta olanla ilgili bir tablo verip hepsini tek tek ele alıyor.

  • |Cüretlilik – Yiğitlik – Korkaklık| “Yiğitlik aklı izlemedir, akıl ise güzeli seçmeyi buyurur… Yiğitlik, bir erdem olarak, korkutucu şeylere bir şey için karşı durmayı sağlayacaktır, dolayısıyla bu, bilgisizlikten ötürü değil (yiğitlik doğru değerlendirmeyi sağlar), bir haz yüzünden değil, güzel olduğu için olur.”(Eud.) Yiğitlik beş türe ayrılır:
    • 1. Toplumsal olan, kaynağı utanma.
    • 2. Askeri olan, kaynağı tehlikedeki çareleri bilme, deneyim.
    • 3. Çocuklar ve delilerde olan, kaynağı bilgisizlik, deneyimsizlik.
    • 4. Sarhoş olan, kaynağı iyimserlik.
    • 5. Aşıksa cüretli olan, kaynağı akıldışı tutku, aşk, hırslanma.
  • |Cimri -Cömertlik – Savurgan| Cimri: Her kazanmada çok sevinip her harcamada çok üzülen. Savurgan: Hem kazanmada hem de harcamada gereğinden az üzülüp sevinen. Cömertlik: Kendi varlığını idare edecek olanın üzerinde olanı dağıtır. Cimriliği de beş ad ile ayırırız:
    • Hasis: hiç para harcamaz
    • Tefeci: belli bir tarzda yapar.
    • Pinti: küçük hesaplar yapar.
    • Üçkağıtçı/Dolandırıcı: cimrilikte başkalarına adaletsizlik yapar.
    • Savurganlıkta ise iki çeşit vardır: Hovarda; durmadan para saçar. Hesap bilmez; hesaplama zahmetine katlanmaz.
  • |Haz düşkünlüğü – Ölçülülük – Duyarsızlık|
  • |Öfke/Sinir – Sakinlik – Vurdumduymaz/Köle yapılı|
  • |Kendini beğenme – Yüce gönüllülük – Kendini küçük görme| “Yüce gönüllü kişinin en önemli özelliği çok az etki altında kalması.”(Eud.) Kendini beğenme: Layık olmadığı halde kendini büyük iyilere layık görme. Kendini küçük görme: Layık olduğu halde kendini büyük iyilere layık görmeme. Yüce gönüllülük: Kendini büyük iyilere, layık olduğuna layık görmesi. Küçük iyilere layık olup kendini öyle gören birisinin de yüce gönüllü olma potansiyeli vardır.
  • |Gösteriş budalalığı – İhtişam – Eli sıkılık| İhtişam: Büyük harcamalarda ortayı tercih eden.
  • |Kıskanç – İnfia(nemesis) – Haset| İnfia: Layık olmadığı halde kötü durumda olanlara acıma ve layık olanların iyi durumuna sevinme.
  • |Yüzsüzlük – Utanmayı bilme – Utangaçlık| Yüzsüzlük: Başkalarının ne düşündüğünü hiç dert etmeyen. Utangaçlık: Hep dert eden. Utanmayı bilme: Doğru görünenleri dikkate alan.
  • |Geçimsizlik- Dostluk – Dalkavukluk| Geçimsizlik: Herkese karşı çıkan. Dalkavukluk: Birlikte oldu kişilerin arzusuna göre davranan. Dostluk: En iyi görünenle ilgisine göre davranan.
  • |Densizlik – Kendini bilme – Koltukçuluk| Densizlik: Yaşamda kimseye sevgisi olmayan. Koltukçuluk: Hep başkalarına göre davranan. Kendini bilme: Layığıyla davranan.
  • |Müstehzi – Dürüst – Şarlatan| Müstehzi: Kendini bilerek aşağıda gösteren. Şarlatan: Kendini bilerek yüksek gösteren. Dürüst: Samimi, sade, doğruyu söyleyen.
  • |Yabanıl – Şakacılık – Şaklaban| Yabanıl: Şakadan anlamaz. Şaklaban: Yersiz şaka yapan. Şakacılık: Yerinde şaka yapan.

“Her bir eylem doğaya göre olur… yani aklı başındalığın eşliğiyle.”(Eud.) Bütün orta olmalar övülür, ama bunlar erdem değil; karşıtları da kötülük değil. Çünkü tercihten bağımsız. Bunlar etkilenim.

Orta olanları da açtıktan sonra dostluk bahsine geçmektedir. “Üç tür dostluk: Fayda için dostluk, haz için dostluk ve erdeme uygun olan dostluk. İlk ikisi geçici, çünkü bir iyi ya da bir haz sağladığı için sevilir. İyi kişilerin ve erdeme uygun olarak birbirine benzer kişilerin dostluğu mükemmeldir. Bunlar birbirleri için iyi şeyler isterler, kendi başına iyidirler. Kötü kişiler ya haz ya da yarar dolayısıyla dost olacaktır.”(Nik.)

Empedokles benzerlerin birbirini çektiğini düşünmekteydi. bir taraftan ‘benzer benzerle dost olur’ düşüncesi, diğer taraftan ‘karşıtlar dost olur’ düşüncesi hakimdir. Aristoteles’e göre önde gelen dostluk, iyilerin dostluğudur; karşılıklı dostluk/tercihtir. Yarara dayalı dostluk, hayvanlarda da görülür. Yarara ve hoş olana dayalı dostluk ise kötülerde de bulunur. “Gerçek dostluk mutlak anlamda hoş da olandır… Mutlak anlamda iyi olanın kendisiyle dost olması beklenir.”(Eud.) Kendisiyle dostluk kurmak hayvanlarda görülmez, demek ki burada ayrılırlar. “Etik dostluk, tercihe göredir.”(Eud.)

“Dostu duyumsamak bir biçimde kendini duyumsamaktır, dostu tanımak bir biçimde kendini tanımaktır.”

(eud.)

Son bir soru soralım kitaba, ‘ruhta devinimin başlangıcı, ilkesi nedir?’ “Nasıl bütün içinde devinimin ilkesi, başlangıcı bir tanrı ise, burada da öyle. Nitekim bizdeki tanrısal bir şey bir biçimde her şeyi devindirir.”(Eud.) “Her varlık kendindeki yönetici ilkeye göre yaşamalı… Özellikle tanrısal olan şeyi seyretmeyi olanaklı kılacak doğal iyileri tercih etmek ve edinmek en iyi tercih ve kazanımdır. İşte bu en iyi ölçüt. Eksiklik ya da aşırılık yüzünden bizdeki tanrısal olan şeye özen göstermeyi ve theoria’yı engelleyen tercih ise kötü tercihtir… Ruh için en iyi ölçüt şu: ruhun akıldan bağımsız yanına olabildiğince az kulak vermek.”(Eud.)

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın